Arayış

Hakikati arıyordu. İki bilge arasında kalmıştı. Hangisine tâbi olacağına bir türlü karar veremiyordu. Her gün bir bilgenin dergahına uğruyordu. Birinci bilge “korku”, diyordu, sizin azığınız. Korkmayanın ilmi yoktur, cahildir. İkinci bilge “cesaret”, diyordu, cesaret olmadan bu yollar yürünmez, korkak insanın yol sermayesi hiçtir. Birinci bilge sorgulamanın öneminden bahsediyordu. Doğruluğundan şüphe etmediğimiz hiçbir hakikat bize ait olmazdı. İkinci bilge “teslimiyet” diyordu. Teslim olmayan biri için yollar uzar giderdi. Biri “konuş” diyordu; “Hakikatler başkasına anlattıkça kalpte yer kaplar”. Diğeri “sus”, diyordu; “Çok konuşmak kalbi öldürür”

Biri “düşün” derken, diğeri “düşünceyi durdur” diyordu. Biri, peşinden koş hakikatin, diyordu; diğeri, vazgeç kovalamaktan, vazgeçersen o seni bulacaktır, diyordu. Harca diyordu birisi, diğeri biriktir. “Kabul et” diyordu biri, diğeri “reddet”. Biri “üzülme”, diğeri “ağla” diyordu. Bilgelere sormaya karar verdi, hanginizin peşinden gitmeliyim ben, diye. Birincisi ikincisinin peşinden gitmesini, ikincisi birincisine tâbi olmasını söyledi. Böylece ruhu hakikat yolculuğunda bataklığa saplandı. Dediklerini yapamadığı için ikisi de ona sırtını döndü.

Arayıp üçüncü bir bilge buldu ve ona tâbi oldu. Bilge dergâha geldi. Birinci gün coşkulu olmanın öneminden bahsetti, ikinci gün durağanlığın yüksek bir hakikat olduğundan… Bir gün çok uyumanın zararlarından dem vurdu; sonraki gün az uyumanın zararlarından… Cömertliğin öneminden bahsettiği aynı gün tutumluluğu övdü. Tevazuyu sevdirdi bir gün, diğer gün övüncü. Kararlı olmaktan imrendirerek bahsettiği aynı anda kararsızlığa iltifatlar yağdırdı. Duyguların öneminden bahsettiği aynı gün, duyguların pek de önemli olmadığına herkesi ikna etti. Galibiyeti sevgi ile andı, sonra mağlubiyete saygıyla selam durdu.

Dayanamadı ve sordu: Cömertliğe mi tabi olayım tutumluluğa mı, tevâzuya mı övünce mi, galibiyete mi mağlubiyete mi? Gözlerinin içine acıyarak baktı bilge. Hayatın değişiyor, bedenin, değişiyor, kainat değişiyor, hakikat değişiyor. Ey durmadan değişen varlık, değişmeyen bir hakikati aramakta haksızlık etmiyor musun? İlla hakikati istiyorsan o halde önce değişmeyi bırak! Sen değişmekten vazgeçmedikçe hakikatler senin için değişmeye devam eder. Celallendi ve sırtını döndü bilge.

Bir başka bilgeye gitti. Değişmeyi nasıl bırakabileceğini bu bilgeye sordu. “Değişmekten vazgeçmen de senin için büyük bir değişiklik olur. Dolayısıyla değişememiş olursun” dedi ve o da sırtını döndü. Bir çam ağacının altında çaresizce geceledi. Rüyasında kendisi bir çam ağacı olmuştu. Hakikati arayan bir derviş de onun gölgesinde uyumaktaydı. Uyandırdı dervişi dallarıyla. Derviş uyanır uyanmaz ağacın bilinçli olduğunu fark edince ona hakikate nasıl erebileceğini sordu.

Rüyasında artık ağaç olan bilge, soruyu soran dervişe “Sorularla varılabilen şeye hakikat denmez” dedi ve bilgelerden gördüğü gibi ona sırtını dönmeye karar verdi. Ama bir çam ağacı olarak fark etti ki dönebilecek bir sırtı yoktu. Her neresini dönse, orası onun sırtı olmuyordu. Uyandı ve bilgelerin peşinden gitmek yerine, hakikati ağaçların altında beklemeye karar verdi. Onlar bir yere çekip gidemedikleri için; dönebilecek bir sırtları olmadıkları için; yağmurun, güneşin ve rızkın onlara çabadan bağımsız bir şekilde onlara ulaştığı için, hakikat de döner dolaşır onlara akar diye düşünerek.

NOT: Bu yazı 19 Mayıs 2015 tarihinde Taslak Dergisinde yayınlanmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*