Bir köy minibüsünde  beklerken

Seni soğuk ve eski bir köy minibüsünde bekliyorum. Buradakiler seni tanımaz ama beklemeye karşı saygılıdırlar. Beklemekte söz yoktur; içinde sözün geçtiği hadiseleri sevmez köylüler. Her yeni gelenin farkındadırlar ama onlardan bahsetmezler.

Aralarındaki yabancının nereden geldiğini, kimi beklediğini ve niyetinin ne olduğunu önemsemezler. Gerçek varlıkları ile ilgilenirler insanların, maskeli taraflarıyla değil. Yüzlerin arkasındaki yüzleri, kelimelerin altındaki kelimeleri bilmezler. Hesap yapmadan, ölçüp biçmeden konuşurlar. Nezaketten anlarlar; ama içinde sözün geçtiği her hadise gibi, onu da bir tarafa bırakır, içlerinden nasıl gelirse öyle davranırlar.

Hareket etmeye hazırlanan soğuk ve eski bir köy minibüsünün buğulu camlarını, bir tiyatro sahnesine uzaktan bakar gibi, hayatımı ne için yaşandığımı düşünmek için kullanıyorum. Köylülerden biri çamurlu ayakkabılarımın çuvalını kirlettiğini söyleyerek daha arkadaki koltuğa geçmemi istiyor. Biçimlenmemiş bir şefkatle, hesapsız ve içten söylüyor bunu.

Aldırış etmeden, incinmeden, oturduğum yerden kalkıp, daha soğuk olan en arka koltuğa geçiyorum. Bir köylünün çuvalını kirlettim, ben buna bakarım. Tıpkı seni beklemem gibidir, o siyah leke. Onda seni beklememin doğru olmayışı gizlidir. Hayatta çoğu kez olmamam gereken yerde olduğumu o siyah lekede görürüm.

Aramızda geçen, içinde sözün geçtiği hadiseleri hatırlatır o siyah leke. Hak etmediğim ithamlarını hatırlatır. Telafi edilmesi zor durumları, sonu gelmeyen tartışmaları… Birbirimizi kelimelerle hırpaladığımız kavgaları hatırlatır. Hatırlatır, bundan sonra da dingin olmayacağını ömrümüzün… saf yanlarımızın ne de olsa artık yaralandığını hatırlatır, o siyah leke…

Gönderildiğim arka koltuk o kadar soğuk ve o kadar gerçektir ki… Orada maskelerin arkasında ulaşamadığım benliğimi bulurum… Bu mahcup, ezik, iki büklüm, savunmasız, suskun ve gözü yolda insan ben miyim? İlk defa mı karşılaşıyorum kendimle? Tedirgin beklemek acaba yüz ifademde nasıl duruyor? Burada, bu soğuk koltukta, kimsenin tanımadığı, kimsenin dikkate değer bulmadığı, konuşmaya layık görmediği, kimsenin ilgi göstermediği bir karanlık olarak mı yaşamalıydım aslında? Bu şekilsiz huzur içerisinde mi geçirmeliydim yaşamı?

Ne zamandır seni bekliyorum? Neden bundan şikayetçi değilim? Yoksa ben ne yaparsam yapayım, nerede yaşarsam yaşayayım, aslında hep seni mi bekledim? Ömrüm seni beklemekle mi geçti? Başka derdim olmadı mı benim? Burası o kadar gerçek ki, birazdan geleceğini bildiğim halde, seni soğuk ve eski bir köy minibüsünde, gelmene şaşıracak halde bekliyorum. Birazdan geleceğinden emin olduğun halde, bir sürprizle karşılaşacak gibi sabırsızlıkla bekliyorum.

Oysa bu köyde her şey bin yıllardır kıpırdamadan duruyor gibidir… Burada bir şeyi yerinden oynatmak insanın içini sonsuz acıtır. Burada sürprizlere yer yoktur, gidenler durmadan gider, duranlar daima durur, susanlar hep susar… Sürprizler acıtır ve korku getirir insana… Her şeyin beklendiği gibi olması umulur…  Ekinlerin selameti için iklimin, gitmek için minibüsün kalkış saatinin, şefkatli olmak için bir yabancının olmaması halinin… değişmemesi umulur…

Burada her şey olması gerektiği gibidir: Sahici soğuk, buz tutmuş asil pencereler, ritmini değiştirmeden saatlerdir yağan kar, yaşamı yalana batmamış insanlara şimdi bir türlü benzetemediğim benliğim…  Burada her şey, kırıcı olsa bile şefkat doludur. İncitse bile güven telkin edicidir: Yüzler, kelimeler, refleksler. Burada her şey şimdi seni soğuk ve eski bir köy minibüsünde beklemem gibidir.

Burada, seni beklerken, köylülerin eskimeyen, bin yıllardır aynı kalmayı başarmış yüzlerine bakarım. O kadim yüz çizgilerinden anlamlar çıkarmaya çalışırım. Kendi gerçekliğimi ararım biçimlenmemiş şefkatlerinde onların. Beyaz un çuvalına bulaştırdığım çamura bakar; köylüler gibi içerisinde sözün geçtiği hadiseleri sevmemeye başladığımı fark ederim. Seni beklemekle geçtiğini burada anladığım hayatım gibi, sözlerle yaşanmakta olan hayatların sahteliğiyle irkilirim.

Birazdan geleceksin. Mahcupluğum seni tedirgin edecek: yarım yüz, düşük omuz, arka koltuk ve sanki bütün ömrü beklemekle geçmiş bir karanlık haline gelmiş biri… Beyaz çuvalın üzerindeki çamur gibi, rahatsız ama gerçek bir leke… Birazdan geleceksin. Köylüleri rahatsız eden, içerisinde sözün geçtiği hadiseler yeniden başlayacak. Ömrü seni beklemekle geçmiş o mahcup karaltıyı bir suç ve bir ayıp gibi aniden ortadan kaldıracağım seni görünce. Daha dik oturacağım belki. Hatta daha sıcak olan bir ön koltuğa geçeceğiz.  Ayaklarımızla beyaz bir un çuvalını kirleteceğiz birlikte. Birazdan geleceksin;  bütün bildiklerimiz aramıza girecek: aramıza söz girecek… Ve bir daha asla fark edemeyeceğiz o siyah lekeyi. Birazdan bu eski ve içerisi soğuk köy minibüsü yine tam vaktinde hareket edecek.

NOT: Bu yazı 30 Aralık 2007 tarihinde Siyasal Birikim Gazetesinde yayınlanmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*