Diriliş Tesellisi (1. Baskıya Ek)

(Bu bölüm, Dervişin Teselli Koleksiyonu kitabının ilk baskısında yok, ikincisinde var. Elinde kitabın ilk baskısı bulunan okurlarımız için bu bölümü web sitemizden paylaşıyoruz)…

Zaman olur, derdin biri bitmeden öbürü başlar, insan bir musibete sabretmekle meşgulken bir başka acı umarsız çalar kapısını. Üst üste gelmeye başlar her şey. Musibet okları arka arkaya isabet etmekte, kalbe keder şimşekleri birbirinin peşi sıra çakmaktadır. Bunca kederin toplanıp aynı zamanlara rast gelmesi elbette tesadüf değildir. Daha acısının birini dindirmeden bir diğerini göğüslemek durumunda kalan insanın acınası durumu neyle izah edilebilir? Dikkatle bakıldığında bu durum insanın lehinedir. Cerrahların narkozu vermişken diğer operasyonları da aradan çıkarma eğilimlerine benzer bir durum söz konusudur. Kalp ve zihnimiz sabır atmosferine ayak uydurmuşken, kader sayfalarımızda zaten var olan diğer kederlerin aynı zaman dilimine sığışmaya çalışmalarına itiraz etmek yerine bu durumdan memnun olmak lazımdır.

Kur’ân-ı Kerîm’de “Kaybettiklerinize hayıflanmayasınız ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye Allah size gam üstüne gam verdi.” buyrulur (Ali İmran, 153). Bu ayet birkaç defa dikkatle okunduğunda, bir ilginçlik fark edilecektir. İnsanın kaybettiklerine hayıflanmaması, kendini kahretmemesi, yaşadığı acılar karşısında çöküntüye uğramaması, ah diye inleyip durmaması, üzüntüden mahvolmaması için getirilen çözüm “gam üstüne gam”, “keder üstüne keder” olmuştur. Bu ne garip bir ilahi tecellidir ki, kederi Dervişin başka bir kederle, hüznü başka bir hüzünle, musibeti bir başka musibetle çözmektedir. İşte ardı sıra bazı acılar tatmaya başladığımızda bilmeliyiz ki, ilahi şefkat, olayları bunca birbirine bitiştirerek, bunca acıyı harmanlayarak, kendimizi toparlamamızı, hastalıklarımızdan şifa bulmamızı, hayat içerisinde yeniden dirilişimizi hedeflemektedir. Kimi zaman bir acı bir başka acıyı unutturacak, kimi zaman biri diğerini dengeleyecek, kimi zaman da birkaç türlü acının birleşiminden ruhani bir lezzet ortaya çıkacak ve parça parça var olan acıların bir hükmü kalmayacaktır.

Reşat Nuri Güntekin “Biz iki biçare insanız, iki derdi birleştirirsek, belki mesut oluruz.” derken kederlerin katışmasından saadete giden yolu hissetmiş gibidir. Hz. Mevlana da, “Kara odun ateşe eş oldu aydınlık geldi. Ölmüş buğday (ekmek) cana eş oldu hayat geldi.” (Mesnevi, Cilt 2) buyurarak, kara odun ve ateş gibi insana zararı dokunabilecek iki şeyin yan yana gelmesiyle ortaya çıkan aydınlığın, kuşkusuz bir yararlılığa sebep olduğunu işaret ederek bu hakikate parmak basmıştır. Refik Halit Karay’ın ironisinde bu teselli kendini daha da belli etmekteyken ona kulak verelim: “Fransızların ‘Bir felaket hiçbir zaman tek başına gelmez’ sözü meğerse büyük hakikatlerden imiş. Hatta hususi mahiyette, aile hayatıyla alakalı bir dert de yine tam bu sırada başıma gelmiş değil miydi? Fakat Fransız atasözü eksikti. Ben daha mühim bir hakikat keşfediyorum: Yalnız gelen felakete dayanmak, çiftli veya üçüzlüsüne göğüs germekten zordur. Bir dert diğer bir derdin tesirini azaltır, dertler çoğalınca her biri ayrı ayrı gücünü kaybeder, kuvvetler birleşeceğine dağılır. Belki de fizik kaidelerine uymayan bu muadele (eşitlik), ruhiyat bakımından vakıaya uygundu. Hangi birini düşünürsün? Başlarsın hepsini de az düşünmeye! Tek fikir üzerinde derinleşmeye imkan yoktur ki… Çaresiz bir onu, bir bunu; biraz ondan, biraz bundan düşünmeye… Hiçbiri ‘fikrisabit’ halini almaz. Adeta bir nevi dert hovardası, zamparası olursun, büyük, öldürücü kedere yer kalmaz. İnsanların harplerdeki felaketlere mukavemeti galiba felaketlerin çeşitliliğindendir. Can korkusuna açlık ıstırabı, açlığa kömürsüzlük, kömürsüzlüğe de muhacirlik karışır. Faraza muharebede ölen amcana acıyayım derken babanın şehit düştüğü haberi gelir. ‘Aman of’ demeye vakit bulamazsınız, bir bomba ile evin başına çöktüğünü görürsün. Hülasa tek derdin üzerine düşemediğin, birini unutmadan öbürüne çattığın; kendini dertlere taksim ettiğin için daha iyi dayanırsın. Amerikan filmlerinde görmez miyiz? Tek yumrukla yere yuvarlanıp bayılan adamı bazı defa yine yumrukla ayıltırlar.” (Refik Halid Karay, Minelbab İlelmihrab)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*