Erdal Durak’ın Dükkanı

Hölderlin, ‘insan yeryüzünde şairane oturur’ der. Erdal Durak da o şehirde şairane oturuyordu. Erdal Durak’ın vefat haberini aldığımda hemen bir yazı kaleme almayı düşünmüştüm. Bunu bazı nedenlerle yapamadım. “Göle’nin sesi sustu” gerisi getirilmemiş bir başlık olarak, boş bir sayfanın üzerinde kalmıştı.

Yeşil Göle Dergisine bir yazı kaleme almaya başladığımda kendime bir soru sordum? Bu doğru muydu? En iyi tarif bu muydu? Erdal Durak Göle için en çok neydi? Göle’nin sesi olmasını geride bırakacak başka bir ifadesi olabilir miydi? Üzerinde düşündüm. Üzerinizde düşündüğünüz şey kayıp bir dost ise incitici oluyor.

Bir gazeteci olarak Göle’nin sesiydi elbette. Ama bundan daha çok Göle’nin kulağıydı Erdal Durak. Bu tabiri nereden çıkardığımı açıklamama izin verin. Erdal Durak’ı tanıdığım yıllar boyunca, bazı dönemler haber yapmaya ve yazı yazmaya ara verdiğini bilir ve hatırlarım. Ancak müzik market işletmeciliğine ara verdiğini hatırlamıyorum.

Reklam konseptleri hazırlanırken “bütün müzik marketlerde” iddiasıyla ilan edilen eserler, aslında bütün müzik marketlerde değildir. Anadolu’da içinde daha çok kederli ve acı içeren müziklerin biriktiği müzik marketler vardır. Türkiye’nin her yerinde olduğu söylenen şeyler orada olmayabilir. Orada olan müzikler de ülkenin başka yerinde olmayabilir.

Çocukluğum, ilkokul yıllarım, Göle’deki bazı dükkanlarda, okul çıkışlarında, Karıncadüzü servisini beklemekle geçti. Erdoğan Abinin dükkanı, karşısında hocanın dükkanı, şimdi hayatta olmayan Cemal amcanın dükkanı, Terzioğullarının manavı, Askeroğlullarının dükkanı bunlardan bazılarıdır.

Erdal Durak’ın dükkanı da içerisinde servis beklediğim yerlerden biriydi.
Orası bir ticarethaneden çok ilçenin meselelerinin konuşulduğu bir istişare meclisi gibiydi. Birçok insan bir şey satın almak niyeti olmaksızın girer, gerekli brifingleri, konuşmaları yapar ve çıkardı. Yorumlar, sentezler, kritikler, eleştiriler, beğeniler havada uçuşurdu. Eski Yunan’da filozofların karşılaşıp birbirlerine izahlarda bulundukları küçük dükkanlar gibi. İstanbul’da her yazarın, sanatçının yolunun bir şekilde geçtiği Marmara Kıraathanesi gibi…

Erdal Durak benim akranım değildir. Ama konuştuğumuz, fikirleştiğimiz meseleler çoktur. Birbirimize açtığımız dertler, sırlar, hayaller pek çoktur. Orada herkese çay vardır. Yazları kapısı hep açık, kışları sobası mutlaka yanmaktadır.

Konuştuklarımıza arka plan sesi olarak player’da çalan aşıkların sesleri eşlik ederdi. Bu ses daha çok dükkanın dışından geçenlere yönelikti, ama içeriye sızdığı kadarı da etkileyiciydi hep. Şu anda çalan şarkı kimin, tanımıyorum, çok beğendim, almak istiyorum, diyen pek çoktu.  Biz Erdal Durak ile romanlardan, şiirlerden, gazetelerden konuşurduk. Ben ilkokulda giden bir çocukken de sohbetin içeriği böyleydi.

Bazen mevzuumuz derinleşir, konu arasına sıkılıp kalan sıradaki müşteriler, hangi kesite denk geldiklerine bağlı olarak şaşkınlık yaşarlardı. Arasından, kıyısından ve köşesinden denk geldiğiniz felsefi bir tartışmaya bir kaset dükkanında rastladığınızda yaşadığınız şaşkınlık anlaşılabilir bir şeydir.

Erdal Durak’ın müzik marketi, ayrıca bir gazetenin temsilciliğiydi. Kamerası, fotoğraf makinası, bilgisayarı ile hızlı ve ani gelişen hadiseleri haberleştirmeye yetecek kadar teknik donanımı her zaman vardı. Her haber için  yüksek kalitede veri çıkarabilecek kadar hazırlıklıydı. Bu anlattıklarımla Erdal Durak’ın Göle’nin sesinden çok Göle’nin kulağı olduğu arasında ne ilişki olduğunu merak ediyorsanız anlatacağım:

Kulak derken, müziğe vurgu yapmak istiyorum. Erdal Durak’ın Göle’ye bir gazeteci olarak yaptığı katkıyı unutamayız. Ayrıca orayı terk etmemekte direnen bir yanı var ki, bunu da alkışlamadan edemeyiz. Çünkü bunu, kendimi  de katarak söyleyeyim, yapmaya çoğu insan cesaret edemedi. İlçemizi yerelde ve ulusalda gündemde tutan çalışmaları vardı.

Ben “Erdal Durak Göle’nin kulağıdır” derken, sizin, bizim ve aynı coğrafyayı paylaştığımız herkesin iç dünyasının derinliğini, duyarlılığını bir oranda artıranlardan biri de Erdal Durak’tır. Bunu nasıl yaptığını aslında siz de iyi biliyorsunuz.

İyi bir eğitim almak, çok yer gezip görmüş olmak, güçlü maddi imkanlara, etkili bir sosyal çevreye sahip olmak insanı diğer insanlardan öne geçiren faktörler gibi görünse de, sesleri ve onların niteliklerini ayırt eden bir kulağa sahip olmak, hayatın ve gönlün müziğine duyarlı olmak, insanı insan yapan özelliklerden biridir. O toprakların insanları olarak çocukluğumuzdan gelen bir dinleme, dinlediğinden etkilenme yeteneğimiz varsa, bunu biraz da Erdal Durak’a borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Sözümün başında, “insan yeryüzünde şairane oturur” diye yazmıştım. Erdal Durak bir müzisyen değildi ama Göle’de bir ozan yaşadı. Kendime, babama, arkadaşlarıma, çocukluğuma göz gezdirdiğimde anlıyorum ki, bize de bir ozanlık bulaşmış ve bunun tohumlarını atanlardan biri de Erdal Durak olmuştu.

Müzikle aramızı yapan biridir Erdal Durak. Hiçbir yerde şahit olmadığım yalnızca Erdal Durak’ın dükkanında yaşadığım bir sahnedir: Müşteri gelir, sanatçı veya kaset adı söylemeksizin “Erdal bana bir kaset ver” der. O da bir eczacı duyarlılığıyla karşısındakinin kim olduğunu, neye ihtiyacı olduğunu bilerek, saniyeler içinde kaseti uzatır. Erdal Durak bizim hangi sesi istediğimizi, bize hangi türkünün/şarkının eşlik edebileceğini, hangi ezginin gönlümüzün teline dokunacağını bilir. Bu kasetleri iyi bildiğinden daha çok, bizim derdimizi iyi bildiğinden dolayıdır.

Bizi, kulağımızı, sese bakış tarzımızı etkileyen biridir o. Muhaliftir, cesurdur, yazılarında acımasızca, hesapsızca eleştirir; bunlar bizim aynamıza yansıyanlar. Ama hayatımıza etkisi vardır. Bizim Erdal Abimizdir. O bize hangi türkünün uygun geldiğini bildiği gibi, bizim da ona hangi duanın denk geleceğini bilmemiz vefanın gereğidir.

Erdal Durak aramızdan ayrıldı. İnternet sitelerinden bunu ilk fark ettiğimde, şimdi bize hangi içli ezgi gider diye düşündüm. Bunun yanıtı yoktu. Çünkü bunu en iyi Erdal Durak bilirdi. Göle’nin sesinden çok, kulağıydı o. Şimdi de öyle. Sesi çıkmayabilir ancak bizi duyabilir.  Rahmetle anıyorum.

NOT: Bu yazı Temmuz 2010’da Yeşil Göle Dergisinde yayınlanmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*