Karda ayak sesleri

Bu sözünüzü hiç unutamadım sizin… Bu sözü duymak için öyle beklenmedik bir andı o an… Bu sözü söylemek için öyle beklenmedik birisiydiniz siz. Gerçi siz de benim gibi her şeyin gitmeye hazır beklediği bir şehirde gözlerinizi hayata açtınız. Ama çok sürmedi şehrinizle birlikteliğiniz. Çok geçmeden, henüz kimin kim olduğunu bilmeden, neyin neden olduğunu anlayamadan, küçük bir yaşta ayrılmak zorunda kaldınız şehrinizden.

Ama o şehir siz yaşadıkça aklınızın bir yanını kemirdi durdu hep. Hayallerinizin son sahnelerini evirip çevirip o şehre çıkardınız. Korkularınızın finalini sizi her şeye rağmen bekleyen şehrinizle yaptınız. Sabah hatırlamaya çalıştığınız bir rüya gibiydi şehriniz: hatırlamayı çok istediğiniz halde onu hep yarım hatırladınız.

Yıllar geçti ve o buğulu düş azaldıkça azaldı, o silik şehirler kendisinden hızla uzaklaşılan bir ada gibi yok oldukça yok oldu, küçüldükçe küçüldü. O şehrin derin yaralı yüzlerinin renkleri birer birer attı, sesleri birer birer kısıldı… Bir gün adı bile kalmadı hayalinizdeki o silik şehrin, o silik fotoğrafın, o silik yüzlerin…

Adını anmadan, merak edip haritadaki yerine bakmadan, “bir haber” deyip gelene gidene onu sormadan yaşadınız yıllarca. Ve sonra hiç beklenmedik bir anda, rolüne hiç uymayan bir aktörün acemiliği gibi duyurdunuz bana o unutamayacağım sözü:

Karda ayak seslerini şehrinden uzak kaybedenler özler. Gün olur yaşadığınız bu hayat size anlamsız gelmeye başlar. Kendinize sorular sormaya başlarsınız. Ulaştığınız şeylerin aslında arkasından koştuklarınız olmadığını görürsünüz. Alışkanlıklarınızın büyüsü bozulur, özlemlerinizin rengi kaçar, taşlarınız yerinden oynar. Ve aynanız kırılır. O eski kendinizden bir parça bırakmadan kırılır…

Gidebileceğiniz her şey, sığınabileceğiniz her sığınak, kaçabileceğiniz her yer birer birer kırılır aynanızda. Öyle kırılır ki aynanız, bir tek o masum çocukluğunuz kalır geride. Gerçek bir çocukluğunuz varsa oraya kaçarsınız. Tutar o masum, o kendisinden bir şey beklenmeyen, o sürekli silik yüzlerin peşinde, o sürekli silik şehrinin peşinde, o sürekli silik hatıralarının peşinde çocukluğunuza kaçarsınız.

Karda ayak seslerini başka şehirde akşamları evlerine gidemeyenler özler hep. Çünkü sizin çocukluğunuz da karlı bir şehirde geçti. Orada kış, kar ve ayaz insanları evlerinde tutan bir bekçi gibiydi. Hiç çıkılmadan günlerce evlerde kalındığı olurdu. Yer donar, hava bulanır, dışarısı insanı kabul etmezdi. Evlerinize, yani aynı zamanda içinize dönerdiniz kar bastırdığında. O hep dönmekten korktuğunuz kendinize dönerdiniz.

Duvarlarınızın kıvrımlarına bakar dururdunuz. Kilimlerinizin desenlerine bakar dururdunuz. Kapılarınıza, pencerelerinize bakar dururdunuz. Perdelerinize, onun desenlerine bakar dururdunuz. Evinizdeki yüzlere bakar dururdunuz. Çok az bir kısmı o karlı şehirde geçen çocukluğunuz, size detay detay, köşe köşe, iz iz ezberletirdi kar altında kalan evinizi.

Sahil şehirlerindeki çocuklar büyüdüklerinde balkonlarını ve bahçelerini unutamazlar, karlı şehirlerdeki çocuklarsa perdelerini, sobalarını ve kapılarını… Siz de nerede o karlı günlerin, o karlı gecelerin perdelerindeki desenlere benzer bir desen görseniz onu öpüp koklamaya başlardınız. O kış günlerinde çocuk yaşta santim santim ezberlediğiniz evinizi hiç aklınızdan çıkarmazdınız.

Evet, gidilen büyük şehirlerin yoğunluğu öyle bir hale gelir ki, artık evlere uğranamaz olur. Bazı akşamları evinize dönememeye başlarsınız. Bu eve dönmemeler bir gün gider gider bir kar sesi hasretine dayanır. Nerede köşe köşe yaşadığım, santim santim ezberlediğim o eski ev, nerede şimdi hiçbir ayrıntısını hissedemediğim bu beton dünya dersiniz. Büyükşehirlerin ayırması da büyüktür. İnsanı evinden, perdelerinin deseninden, duvarlarının renginden ayırır. Sonra imdada o karda ayak sesi yetişir.. o size uzun süre bekledikten sonra size babanızı getiren karda ayak sesi yetişir.. o heyecanla beklediğiniz oyuncaklarınızı getiren kar sesi yetişir. O kar sesini düşlemeye durursunuz. İşte bu yüzden karda ayak seslerini en çok akşamları evlerine gidemeyenler özlerler.

Aslında çoğu zaman “karda ayak seslerini” günah işlemekten yorulanlar özler… Sabah işe gitmek üzere yola koyulursunuz. İtmeler, kırmalar, incitmeler, yalanlar, hırslar, öfkeler yolunuza dizilir bir bir. Yaşadığınız şehir sizi günahlardan öyle yorgun bir hale getirir ki, başınızı yastığa koyduğunuza aklınıza birden “karda ayak sesleri” gelir. Yavaş yavaş büyümeye başlar o bembeyaz bir resim. Sonsuza uzanan bir beyazlık büyür, bata çıka bir adım büyür, ayaklardan başlayan kutsal bir üşüme büyür. O kutsal ses durmadan büyür.

Hani ilk defa sizin adımınız iz olurdu. Önceden gidilmemiş, sadece sizin gittiğiniz bir yol olurdu. O yalnız yürüdüğünüz bembeyaz yolda ne o ani incitmeler vardı, ne şehrin hırs ve öfkeleri. Günahlar yakanıza yapışmazdı o karlı ve ayazlı yürüyüşte. Sadece kendinizi dinlerdiniz. Kendi nefesinizden başka bir şey duymazdınız. Günahlar yakanıza amansız yapışmazdı o yolculukta. Günah solumak da, günah görmek de, günah işlemek de mümkün olmazdı sizin için… Bu yüzden “karda ayak seslerini” günahtan yorulanlar özlerler çoğu zaman…

Bu sözünüzü unutamadım sizin… Bu sözü duymak için öyle beklenmedik bir andı o an.. Bu sözü söylemek için öyle beklenmedik birisiydiniz siz. Bu dünyanın size yetmediği anlarda kimin kim olduğunu bilmeden, neyin ne olduğunu anlayamadan, küçük bir yaşta ayrılmak zorunda kaldığınız şehrinize dönüyordunuz durmadan. Bu hayatın zorluklarına takıldığınızda o silik sokaklara, o silik evlere, o silik yüzlere dönüyordunuz. O karanlık ve sonu gelmeyecek gibi görünen gecelerinizde karda ayak sesleri arıyordunuz. Kendinizi anlatıyordunuz o belirsiz ayak seslerinde. O şehri hiç hatırlamadığınızı düşündüğünüz gecelerde bile siz büsbütün o eski şehriniz oluyordunuz.

Düşünüzde kar yağıyordu, hiç kar yağmayan, yarası hiç kapanmayan gurbetinizde… O eski şehriniz baştan başa sizinle birlikte ağlıyordu belki de. Belki de içli bir dua eşlik ediyordu o kutsal karda ayak seslerine…

NOT: Bu yazı 9 Eylül 2007 tarihinde Kuzey Doğu Anadolu Gazetesinde yayınlanmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*